Bulutların sözü var

Ormanın tam kenarındayım, iki fener sağ yanımda rüzgara karşı ışığını yaymak için ufak bir çırpınışta, Ağustos Böceği sesleri duyuyorum hafif uzaklarda, burnumda annemin koklattığı taze kokulu lavanta ve gökyüzündeki yıldızlara bakıyorum. Bulutlar bana doğru yolu göstereceklerine dair söz verdiler dün gece. İnanıyorum onlara…

Dün doğum günümdü, yeni bir yaşa adım attım. Sembolik başlangıçlar ne garip, insanı düşündürmüyor değil, 27 olunca ne oluyor? Ne olacaksa iyi olsun dileğim. Yaşlanmakla deneyim kazanmış olmak aynı şey değil, bunu hem öyle hissettim, hem de çok sevdiğim bir kitaptan okudum. Yaş kaç olursa olsun, hayata güvenerek, başının üzerinde her zaman aynı gökyüzünün olduğunu bilebilmek, bunu bulabilmek önemli olan. Zaman denen kavrama dair kafamıza kazınanları iyice düşündüğüm bir döneme girmiştim zaten. Şu andan daha önemlisi yoktu, hatıralar vardı iyi gelen, can yakan, yarınlar vardı panik yaratan, umut doğuran insanın kalbinde ama yine bir anlamı yoktu şu andan sonrasının. Şu an bile geçerken tuşlara vururken, elle yakalamak mümkün değil, kalple hissetmek vardı. 27, 72 ne olursa olsun, anların kıymeti bilinsin diye geçirip duruyorum içimden mırıl mırıl.

Gelecek hep gelecek, sürekli gelecek odaklı olmak sadece bir ertelemeden ibaret. Bunu bir zamanlar bir yerlerde okumuş, altını çizmiş ve çok etkileyici bulmuştum. Evet, gelecek hep gelecek, ama sen düşündükçe asla gelmez. Çok kolay gibi gözüken, uygulanması sınavlarda sorulan matematik, fizik sorularını çözmekten daha zordu.

 Bu aya başlarken yoga adına da yeni bir başlangıç yaptım ve öyle iyi geldi ki… Sabah erkenden kalkıp Ashtanga Yoga yapmak üzere yola çıkıyorum. Çok sevdiğim arkadaşım Devrimle beraber kendi pratiğimizi yapmak üzere vapurun yolunu tutuyoruz, İstanbul’a erkenden “günaydın” demek, sabah erkenden güne başlamak, matları yere açıp yoga yapmak iyi geliyor. Sabah yapılan yoganın tadı apayrı oluyor. Güneşi tam vaktinde selamlamak harika. Bir günü iki günmüş gibi yaşar oldum. Saat 9’u gösterdiğinde pratik bitmiş oluyor ve koca bir gün seni bekliyor.

Ashtanga ile tanışmak, seri sıralarını ezberlemek yepyeni bir deneyim. Kendi pratiğini yaparken “şimdi hangi duruşa geçsem”i düşünmemek, zihninin daha rahat odaklanmasını sağlamak ve fiziksel güçlenmeyi arttırmak adına Ashtanga  doğru bir seçim olabilir. Kendim adına öyle. Ahu Karan eşliğinde Mysore stilinde yoga bana yaz sıcağına rağmen harika geldi. Herkesin kendi hızında ve kendi kapasitesinde ilerlediği serilerde, sınıfta ayrı bir huzur var sanki. “Hayat gibi, herkes yoldaki kendi noktasında” dedi Devrim sınıfa dair, bayıldım bu cümleye ve ne kadar doğru. Yaptığın yogayı her zaman için kendi kapasitende yapıyorsun zaten, zorlamaya gerek yok, zorlarsan dürüst olmuyorsun ya da duruşu yapabiliyorken zora gelmemek için kaçıyorsan yine dürüst olmuyorsun. Yoganın sekiz dalı olarak adlandırılan basamakların hepsini, yani Ashtanga Yogayı kendi matının üzerinde en çıplak şekilde deneyimliyorsun. Ben bu durumu ne kadar çok sevdiğimi yazsam azdır. Niyetim bu sabah pratiklerini hayatımdan çıkartmamak, hep birlikte ya da tek. Pratik her şey değil mi? Özellikle yogada. Teorik bilgiden al desteğini ama kendi pratiğinin yeri tartışılmaz, ancak yaşanır. Yaşamak için pratik şart. Okuyarak olmuyor, bunu artık net hissediyorum. Pratikte öyle üç günde bir, haftada bir değil, her gün olmalı. Diş ipi gibi. Her gün kullanınca etkisi meydana geliyor.

Yeni yaşımda olabildiğince her anımın tadını çıkarmayı diliyorum. Yüreğime dokunan bir alıntı ile bitirmek istiyorum bu yazıyı. Çok severek okuduğum Murathan Mungan, Şairin Romanı’ndan.

“Yaşlanmakla, deneyim kazanmış olmanın aynı şey olmadığını içinden geçtikleri yıllardan öğrenmeyi bilmiş, kavrayışı yüksek kişilerdir bunlar. Yılların içinden geçmekle onlara kulak vermenin aynı şey olmadığını bilirler. Bilgelikle yaşlanmanın verdiği huzur içinde kendilerini usul usul damıtarak, hayata karşı bazı sabırsızlık göstermeden; yersiz hırslara, öfkelere, yenişme duygularına kapılamadan, içinde yaşadıkları günün her anının tadını çıkararak orada öylece oturup esneyerek, kaşınarak arada bir uyuklayarak, bazen konuşup bazen susarak sakin sakin beklerler. Neyi beklediklerinin hiçbir önemi kalmamıştır sanki; her sabah uyandıklarında başlarında aynı göğü bulacaklarının bilmenin güveniyle bir şeyi bekliyor olmak, gündeliğin azalan ama tükenmeyen ayrıntılarıyla uğraşmayı sürdürmek, yaşadıklarının, var olduklarının ve hala bir şeyleri umup bekleyecek bir zamana sahip olduklarının işaretidir. Ömrün gerisini sakin bir gönülle yaşamak için bu kadarı da yeterlidir.”
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s