Ayak uydurma

  

Bir blog kapanır, bir blog açılır. Alışmış olduğum durumdan çıkmak zorunda kalmak, yeni bir hesap açmak zor gelmedi değil. Bir anda kapandı diğer blog sayfam, birkaç gün beklesem mi diye düşünürken kendime bahane ürettim. Baktım olmuyor ve işte buradayım.

Yaşadığın yere, karşına çıkan duruma ayak uydurmak zorundasın. Zorunda değilsin, mecbursun. Hep bir mücadele olmak zorunda, savaşmak zorundasın, tartışmak, çatışmak. Dışarıdan gelenler tehlike sanki ve mücadele şart. Hareket etmeden olmaz, sessizlik olmaz, konuşmalı hep düşüncelerin, sessiz kalmamalı bir an bile zihnin. Sakın susma, sakın kendinle kalma. Karşına ne çıkar, bilmek ister misin?

İnsanın kendini bulması zor. Ne istediğini bulması zor. Ben çok uzun bir süre bu sorunun yanıtı aradım. Önüme sunulanlar, mantıklı olarak adlandırılanlar bana hiç iyi gelmedi. Farkettim de, mecbur değilsin hiç bir şeye. Savaşmak zorunda değilsin. Dilersen eylemsiz kalabilirsin. Sessizlik olabilir. Zor gelebilir sessizlik, denemek yine senin elinde. Sessizlik yavaşça seni sana getirir.  

Geçtiğimiz hafta rüzgar gibi geçti. Sürprizler, düşünceler, hesaplaşmalar ve gözden geçirme halindeydim kendimle. Kendime kocaman bir ayna tuttum karşıma çıkanlar karşısında, o da yetmedi etrafıma da baktım gözlerimi açarak. Aile kavramı, ilişkiler, insanlar derken aramdaki bağların ne kadar güçlü ya da ne kadar zayıf olduğunu hissettim derinden. Geçen hızlı haftanın ardından, bu hafta biraz dinlenme ihtiyacındayım, dışarıda kar yağarken bundan daha uygun bir zaman olamazdı sanırım. 

Havanın soğukluğuna aldırmadan yoga yapmaya gelen insanları görmek beni çok mutlu ediyor. Jiva’da dersler dolu dolu geçiyor, haftada beş ders orada olmak beni son derece geliştiriyor, kendimi iyi hissettiriyor. Zamanla her şey daha güzel yerleşiyor, ben derslere daha rahat adapte olmaya başlıyorum, daha çok yumuşuyorum, dersin içine biraz daha iyi yerleşiyorum sanki. Nefes alıp vermek, her nefeste duruşa biraz daha yerleşmek gibi.

Çevremde çok cesur insanlar görüyorum. Ciddi kararlar alan, çoğunluğun yorumlarına kulak asmayan, kulaklarını içine doğru döndüren insanlar bana da cesaret veriyor. Bunu istediği gibi adlandırabilir insanlar, inatçılık, idealistlik, maymun iştahlılık. Ben cesaret olarak adlandırıyorum ve her zaman cesur olmayı savunuyorum. Hayatı dolu dolu yaşayabilme cesareti. Artısı ya da eksisiyle. Risk almak ya da almamak… İçindekilere kulak asmak ya da asmamak.

Çok sevdiğim Paulo Coelho’nun 1994 yılında yazmış olduğu “Piedra Irmağı’nın Kıyısında Oturdum Ağladım” kitabından bu aralar hayatıma ışık tutan bir alıntı yaparak bu yazıyı bitiriyorum ve bu alıntıyı hayatımda bana cesaret insanlara ithaf ediyorum…

“İnsan, tehlikeye atılmayı bilmeli, diyordu. Yaşamın mucizesini ancak, beklemediğimiz şeyler olup bittiğinde gerçekten anlıyoruz.
 
Tanrı, güneşi her gün yeniden doğdurarak, bizi mutsuz kılan her şeyi değiştirmemiz için zaman tanıyor bize. Oysa biz her gün, böyle bir zamanın bize bağışlandığını görmezden geliyoruz, bugünün düne benzediği gibi davranıyoruz. Ama dikkatini yaşamakta olduğu güne veren kişi, o büyülü anın varlığını keşfediyor.”

 

Namaste!

Reklamlar

Ayak uydurma” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s